Beni çok sev, bir nar bahçesindeki tanelerin toplamından pay biç mesela. Çünkü ben öyle yapıyorum. Bu yüzden Afrika’nın en kurak çöllerinde bile nar ağaçları görüyorum. Beni çok sev, ben seni hesapsız seviyorum...
Aşk oda sıcaklığına göre maddenin üç halini de alabilir. Bağırıp küfrederken katıdır, öpüp kokladığınızda sıvıya dönüşürken, kapıyı çarpıp çıktığınızda ise buharlaşır. Bana kalırsa aşkın kimyası mutlaka öğretilmelidir eğitim öğretim kurumlarında. Yoksa bu topraklardaki herhangi iki yüreğin periyodik değerlerinin tutmasını beklemek ahmaklık olur.
Taa yüreğime kadar ne zahmet ettin beni terk etmek için, bir buluta yağmasını rica etsen ben yine anlardım. Hem değil mi ki yağmur, senin benden apar topar gidişin.
Sen ki; yahu çok güzelsin. Nasıl izah etmeli bunu anlaşılır bir dille. Mesela gözlerinde bir şey var açıklayamıyorum onu. Sanki aynı kareye sığdırılmış topyekûn, yeryüzü ve gökyüzü!
Senin için de herhangi bir mahzuru yoksa eğer, kalbinde biraz daha kalayım. Çok yer kaplamam ve hiç sesim çıkmaz, söz. Yeter ki kalp atışlarını bir an daha duyayım.
Ben henüz inşaat halindeydim sana, duygularım proje aşamasındaydı. Öyle bir gitmiştin ki, temelini kuvvetlendirmek için ter döktüğüm o mütevazı ütopyam komple başıma yıkılmıştı.
Kendime bir not bıraktım gideceğime dair. Kapıyı çarpıp çıktım kimsesizliğimden... Geri dönüşü olmayan bir yoldu, yaşamak... Ben ise yola gelmemekte direniyordum!
Tüm bunlara rağmen seni yani yüreğimin yetimliğine rağmen seni, fevkalade seviyordum. Ne gariptir ki senin tanımınla aşk, bir insanı rağmen'leriyle sevmekti.
Böylesine bir yangın, kendinden ilk olarak kurtarılacakları merak ettiği için çıkarılmıştır belki de... Yoksa Aşk'ın, cayır cayır yanan bir yürekten, apar topar kaçmaması nasıl açıklanır ki a canım?
Sıkı dur dedim bir boşluğun ellerinden tutuyorsun... Gel gör ki mayandaki Asi'liğe laf dinletemedim... Her gece sarılıp yokluğuna ölüme uzanmaktı artık hayat... Ve artık aşk, bir ihtimalsizliği delicesine sevmekti... Söz bitti...